5 Ekim 2008 Pazar

Mehmet Niyazi ÖZDEMİR

1942 yilinda Sakarya'nin Akyazi ilçesinde dogdu. Ilk ve orta okulu orada okudu. Liseyi Istanbul Haydarpasa Lisesi'nde bitirdi. Sonra Hukuk Fakültesi'ne girdi; oradan mezun oldu. O zamanlar da hukuk fakültesinde takintisiz olarak üçüncü sinifa geçenler, dekanliga müracaat edip, izin alarak edebiyat fakültesinin herhangi bir bölümüne devam edebiliyorlardi. Felsefeden de sertifika yaptiktan sonra, devlet felsefesi bransinda doktora yapmak için Almanya'ya gitti. Brilon'daki Guethe Enstitüsü'ndeki lisan ögreniminden sonra, Moxburg Üniversitesi'nde Prof. Dr. Ditrich Pirson'un yaninda "Türk Devletlerinde Temel Hürriyetler"konulu doktorasina basladi. Hocasi Bonn'a sonra da Köln'e tayin edilince Mehmet Niyazi de onu takip etti. 1976 yilinda doktorasini bitirdikten sonra, hocasinin yaninda ayni kürsüde çalismaya basladi. Hâlâ Moxburg Üniversitesi ile temasi devam etmekle beraber, 1988 yilindan beri Türkiye'de ikamet etmektedir. 1987'den beri de ilk basta haftada üç gün, sonralari haftada bir gün gazetede yazmaktadir. Ayrica; Genç Akademi, Nizam-i Alem, Türk Yurdu, Ufuk Çizgisi gibi dergilerde makalelerini de zaman zaman Bati dergilerinde yayinlatmaya çalisiyor.ESERLERI1- Varolmak Kavgasi: Bir imam hatiplinin hayatini konu alan roman, 1970. 2- Bayram Hediyesi: Çesitli hikâyelerin toplandigi kitap, 1971. 3- Çagimizin Asiklari: Almanya'daki hayatimizi anlatan roman, 1977. 4- Ölüm Daha Güzeldi: Tahir Mihmandarli'nin hayatini anlatan roman, 1982 (Milli Kültür Vakfi Ödülü'ne layik bulundu). 5- Islam Devlet Felsefesi: Arastirma kitabi, 1988. 6- Türk Devlet Felsefisi: Arastirma kitabi, 1989. 7- Yazilmamis Destanlar: Balkan Savasi'ni anlatan roman, 1989. 8- Medeniyet Ülkesini Ariyor: Arastirma kitabi, 1991. 9- Iki Dünya Arasinda: Roman, 1992. 10- Çanakkale Mahseri. Çanakkale Savasi'ni anlatan roman, 1998 (Yazarlar Birligi Ödülü). 11- Türkiye'nin Meseleleri-1 (Kültür) (makalelerden olusmaktadir, 1992). 12- Türkiye'nin Meseleleri-2 (Kültür) (makalelerden olusmaktadir, 1992)
ÖZET

İnsanlığın kaderi Çanakkale'de düğümlenmişti. Tabur kumandanı Binbaşı Talat dürbünüyle düşman zırhlılarını gözetler. İngiliz, Fransız zırhlıları, Rus kruvazorü boğazın girişine yaklaşıyorlar. Bombardıman başladığında saat üçü on geçiyor, bittiğindeyse ortalığa ölüm sessizliği hakim olmuştur, topların namluları yerlerinden fırlamıştır, bazıları çökmüş, taş ve toprak bataryaya dolmuştur. Sığınak ve cephanelik darmadağın olmuş, şehitler yaralılar etrafa yayılmıştır.
Oğuz amca siperlerde uyuyamıyor, Sarıkamış cephesindeki oğulları gözlerinin önünden gitmiyormuş.
Kumkale ile İntepe istihkamlarının arasındaki tepecikte gözetleme görevinde bulunan Teğmen Hüsameddin de bombardımanı çaresizce seyreder.
Müttefik donanmasına ait bir muhrip havanın kapalı olduğu bir günde Boğaz'ın önlerinde görülür. O gün de mücadele devam etmiştir. Akşam her taraf sessizliğe gömülünce fazla bir hasarın olmadığı görülür. Bunda sahte bataryaların önemli olduğunu görmüştür.
İstanbul gazeteleri, müttefiklerin Çanakkale'yi geçmekte kararlı olduklarını, Türklerinde geçirmemekte karalı olduklarını yazıyormuş.
Hasan Şakir Çanakkale'ye gönüllü gitmeye karar verir. Dedesi onu şubeye teslim ettikten sonra öğretmenlik yaptığı sınıfa girer. Torununun üzüntüsüyle öyle duygulu bir konuşma yapar ki; bütün öğrenciler gönüllü yazılmak üzere şubeye giderler.
Agamemnon zırhlıları ve diğerleri Ertuğrul Tabyasını topa tutarlar. Karşılıklı top atışlarında askerler ölüyor yaralanıyorlar. Oğuz Amca, Yahya Çavuş yaralıları dinine bakmadan cephe gerisine taşıyıp yaralarını sarıyorlarmış. Düşman donanması Sedülahir'de canlı bırakmamak için, deniz kıyısından Alçıtepe Köyü'ne kadar tarama ateşi yapıyorlar. Gece karanlık çökünce bombardıman durmuştur. Türk askeri çamurlu yollarda bata çıka geri çekilip, boş köy evlerinde istirahat ediyormuşlar. Yüzbaşı Tahsin ve Oğuz Amca uyuyamıyorlarmış. Müttefik zırhlıları bandolar çalıp şenlikler yaparlar. Oğuz Amca oğullarını ve evini düşünüyorlar.
Evde, Oğuz Amca'nın kızı, karısı ve oğlu Mustafa'da hasret ve acıyla savaştakileri düşünürler.
Raşit efendi, torunu Hasan Şakir'den ve diğer öğrencilerinden de haber alır. Türk Ocağına gidince Ziya Gökalp ve Doktor Mürsel konuşurlar. İngilizce gazete okurlar. İngiliz bahriye bakanı Sir Churchill boğaz engelini aşacağını anlatıyormuş.
Gece sabaha kadar Türk askeri istihkam kazar, tünelleri tamamlarlar, sahra telefonları çekip, topların, obüs bataryalarının mevzilerini hazırlarlar. Adalardan kalkan bir uçak cephanelikleri bombalamak için birkaç isabetsiz top atıp gider.
Oğuz Amca'nın köyünde yine asker toplanır. Karısı ve kızı acılar içinde küçük oğlu Mustafa'da askere yolcu edilir.
Binbaşı Talat Ecebat'tan dönerken Kepez Burnu'na demirlermiş Mesudiye gemisinin batırılışını seyreder. Yapabilecek bir şey olmaması ona büyük bir acı veriyormuş.
Hasan Şakir ve Yusuf ne kadar dikkat etselerde bitlenirler. Bir gün çorba kazanının başında çıkan kavgadan dolayı aç yatarlar, kaşına kaşına uyumaya çalışırlar.
Gece uyuyamayan Teğmen Hüsameddin yüzünü yıkamak için deniz kenarına gider. Bu sırada bir saldırı anında ne yapacağını düşünür.
Nusret Mayın Gemisi ile İsa Reis Gambotu yanlarında su yüzüne çıkan denizaltıyı ateşe tutup batırırlar. Ondört esir alınıp Çanakkale'ye sevk edilir.
Teğmen Hüseyin derin bir uykudan uyandırılır. Boğazdan giren gemileri görür. Telefonla tabur komutanı ile irtibat kurar, bu durumdan haberleri olduğunu öğrenir. Boğazın iki yanından yapılan atışlarla gelen gemiler geri püskürtülür.
Churchill alınan başarılardan tatmin olmuyormuş. Amiral Carden İstanbul'u Türklerden alma hayali onda yüce bir tutku haline gelmesi onu ayakta tutuyormuş. Amiral De Robeck donanma komutanlığına getirilmiş.
Çanakkale İşgalini Yunan Genel Kurmayı hazırlamıştır. General Hamilton' a görev verilir. Hamilton yalnız donanma ile geçmenin büyük kayıplara neden olacağını, kara harekatı olmadan başarı elde edilemeyeceğini anlar fakat bunu Amiral De Robeck' e söyleyemez.
Nusret mayın gemisinin kumandanı Tophaneli Hakkı' dır. Müstahken Mevki Grup kumandanı Yüzbaşı Hafız Nazmi, mayın uzmanı Üsteğmen Geel ile beraber karanlık limana yirmialtı mayını yüzmetre arayla, dört buçuk metre derinliğe döküp müttefiklerin devriyelerine görünmeden sabah aydınlığından önce dönerler.
Sabaha karşı Bozcaada'dan hareket eden Hamilton Limni'ye eldiğinde şaşırır. Bu kadar savaş ve yardımcı savaş gemisini bir arada görmemiştir.
Amiral de Robeck savinç ve heyecan çığlıklarıyla çarpan yüreği sanki göğüs kafesine sığmaz gibidir. Haç'ın Hilal'e üstünlüğünü göstermek, Hektor'un yenik düştüğü Truva'dan intikam almayı düşünür.
Müttefik donanması Boğazın sularını yararak ilerler. Bu yenilmez donanma durdurulmazsa Başkent İstanbul işgal edilecek, bütün ülke elden çıkacak diye düşünür Teğmen Hüsameddin.
Agamemnon, Queen Elizabeth, Lord Nelson, Inflexible zırhlıları yerlerini alırlar. Queen Elizabeth, Anadolu Hamidiyesi'ni Agamemnon Rumeli Mecidiye'sini, Lord Nelson Namazgah'ı, Inflexible da Rumeli Hamidiyesi'ni toplarıyla döverler.
Bu sırada Oğuz amca, Yahya Çavuş, Yusuf, Hasan Şakir ve diğer piyadeler küçük toplara mermi taşırlar.
Anadolu Hamidiyesi moral atışlarına başlar. Müttefiklerin öndeki gemileri yetersiz kalınca arkadakileri öne sürerler.
Mermiler sağanak halinde yağar, toz duman göğü kaplar, toplar hayatı temsil eden her varlığı yok etmek için ufukları inletir.
Müttefiklerin ikiyüzyetmişaltı, Türkler'in yetmişseikiz topu vardır. Yeryüzü yaratıldığından beri sanki böyle bir sarsıntıya tutulmamıştır.
Cevat Paşa cepheler arasında dolaşıp askere moral vermeye çalışır.
Fransız Brevet Zırhlısı, Suffren Zırhlısı, Goulouis ve Charlemagne hasar alır.
Bouvet Zırhlısı kulakları sağır edenbir patlamayla sulara gömülür. Türk topçuları ddenize yayolanlara zarar vermemek için ateşlerini diğer zırhlılara çevirirler. Bu Amiral De Robeck' in dikkatini çeker. Morali düzelen Türk askerihazırlık yapıp, şevkle ateşe başlarlar.
Goulouis Zırhlısı Tavşan adasına bindirip karaya oturur. Aynı akıbet Inflexible ve Irresistible'ın başına da gelir.
Edremit'in Çamlık Köy'ünden Abdurrahman oğlu Seyit ve Niğdeli Ali'nin yardımıyla 215 okkalık mermileri sırtında taşıyıp, topa sürer ve Ocean zırhlısını topa tutar. Sonunda Ocean Zırhlısıda sulara gömülür.
Amiral De Robeck geri çekilme emri verir. Queen Elizabeth ve Lord Nelson zırhlıları en geride kalarak, Türk bataryalarına ateş kusarlar.
Çekilmelerini makaslı dürbünle izleyen Cevat Paşa kendi kendine şöyle söyler:
-Geçemediler, Geçemeyecekler!
Yenilgiyi kabul edemeyen Amiral De Robeck hemen o gece Limni'nin Mondros Limanı'ndaki karargahından Londra'ya telgraf çeker. Mesajda savaşın nasıl cereyan ettiğini anlattıktan sonra havanın uygun olduğu ilk fırsatta mayınları temizletme işini başlatacağını ve Boğazı temizleyeceğini bildirmiştir.
Bu savaşın sonunda yüzondört şehit verilmiştir. Cevat Paşa saatlerce süren bombardımana karşı inanılması güç bir sonuç diye düşünür. Şehitler Değirmenlik Mezarlığına defnedilirler.
Balkan Savaşı'ndan iki arkadaş Molla Kazım ve Akyazılı Mehmet üzüntü ve sevinçle birbirlerine kavuşmanın mutluluğunu yaşarlar.
Cevat Paşa yanına bir fotoğrafçı alıp ikiyüzonaltı okkalık mermiyi taşıyıp namluya yerleştirdikten sonra gözkararıyla ateş ederek Ocean Zırhlısını batıran askerin resmini çektirmek ister ancak Seyit Onbaşı var gücüyle mermiyi kavrayıp, bir kaç kere teşebbüs ettiysede kaldıramaz. Bunun üzerine Cevat Paşa neden kaldıramadığını sorar.
-Paşam, karşımda düşman olsun gene kaldırırım. diye cevap verir.
Oğuz amcanın karısı tek öküzü ile tarlayı sürmeye çalışır, O sırada jandarmalar Sarıkamış cephesindeki oğullarının şehitlik haberini getirirler.
Amiral De Robeck, yeni gelişmeleri bildirmek üzere Queen Beth 'in konferans salonunda üst rütbeli subaylarla toplantı yapmaktadır. Hamilton' la işbirliği yapmanın önemini anlar. Hamilton hangi stratejiyi uygularsa başarıyı elde edeceklerini anlatır.
Müttefikler Bozcaada, Limni Gökçeada'yı üs edinirler. Hindistan, Senegal, Tunus, Yeni Zelanda, Avustralya, Fransa, İngiltere'den kara birlikleri İskenderiye'de toplanırlar.
İstanbul'da Darülfünun ve medrese öğrencileri gönüllü asker olmaktadır. Taksim ve Metris kışlalarında eğitimlerini tamamlayıp, uğurlanıyorlarmış.
Müderris Rasih Efendi torunu Hasan Şakir'e mektup ve yiyecek göndermek ister. Onu taburundan asker ararken kendi öğrencilerinden gönüllülere rastlar, Hasan Şakir'in alayına düşen arkadaşları paketi götürmeyi kablu ederler. Hocalarının ellerini öperek gemiye binerler.
Nisan ayı gelmesine rağmen Gelibolu yarım adası soğuktur. Esat Paşa nasıl bir müdafa yapacağını düşünürken Mareşal Liman Von Sanders nasıl bir çıkarma yapacağını düşünür.
İngiltere'den Rubert Brook'ta savaşa gönüllü katılır. Aniden hastalanır. Hamilton onu ziyarete gider.
Güzel bir günde Oğuz amca ve Yahya Çavuş siperde otururlar. Yahya Çavuş köyünü, ailesini çok özlediğini, yaşantılarını merak ettiğini anlatır. Bu sırada iki asker gelir. Bunlardan biri Oğuz amcanın köylüsü Rıza'dır. Rıza çekinerek oğullarının şehit olduğunu söyler. Oğuz amcanın gözlerinden yalnızca kalın gözyaşları süzülür.
Hamilton değişik kültürlerden gelen askerleri denetler Gurkalar, Sihler, İskoçlar, İrlandalılar, Avustralyalılar, Yeni Zelandalılar, Senegalliler, Tunuslular, Doğulu Yahudiler, Rumlar, Pencaplılar gibi değişik kültürlerin çocuklarıdır.
Ondokuzunca Tümen Eceabat'ın üst kısmında konaklar. Yemiş ikinci Alay'ın Üçüncü Taburu' nun kumandanı Binbaşı Rıfkı'dır.
sabaha karşı Müttefik birlikleri silah ve araçların yüklendiği gemiler kuzeye hareket ederler. Hamilton gurula gemileri seyrederken'Tam 462 yıl önceki hesabı görmeye gidiyoruz' demiştir. Sonra revire Rubert Brook'u görmeye gider.
Hasan Şakir dedesine, Dilara'ya mektuplar yazar. Dilara'ya yazarken zorlanır. Duygularını açıklamaktan korkar. Sonunda yorgun olduğu bir gece duygularını kapalıda olsa kağıda döker ve zarfa koyar.
Seddülbahir ve Arıburnu'ndaki Tıbbiye öğrencileri sözleşerek, Cuma günü Çanakkaleye giderler. önce camiye sonra kahvehane bahçesinde oturur şakalaşırlar. Dilara ve Hasan Şakir sevgisi üzerine espiri yaparlar. Orada Hacı Mahmut ile tanışırlar. Hasan Şakir mektubunu postaneye götürür.
Hamilton Limni Adasının Mondros Liman'ında demirlenmiş Queen Elizabeth Zırhlısının konferans salonunda yüksek rütbeli subaylarla toplantı yapar.
Esat Paşayı şaşırtmak, onu kıpırdayamaz hale getirmek ister. Mehmetçik burnundaki beş küçük plaja birden çıkarma yapmayı düşünür. İlk darbesinin asker ve Esat Paşa'da moral bırakmayacağını söyler. Yapacakları hareketı en ince ayrıntısına kadar anlatır.
O gün bulgur pilavı ve ekmek günüdür. Yusuf mektupları getirir. Oğuz Amcanın mektubunu okur. Karısı onu üzmemek için oğullarının şehit olduğuklarını yazmamıştır. Durumlarının iyi olduğunu anlatmıştır.
Adalardaki limanlarda harıl harıl gemiler onarılır. Sahte gemiler yapılır. Müttefiklere dünyanın her yerinden gemi üstüne gemi gelir. Uçak gemisi Ark Royal' da donanmaya katılır.
Yirmibir Nisan'da St. George Yortusu'nda çıkarma yapmaya karar verilir. Kendisine sonsuz güven duyan ordu "Türk Lokumu! İstanbul'a! Harem'e!" diye espri yaparlar.
Hamilton ve kurmayları, araziyi son bir keredaha inceleme ihtiyacı duyarlar. Senegalli ve Avustralyalı askerler karaya çıkma alıştırmaları yaparlar. Türk subay ve erleri Queen Elizabethin nekadar ihtişamlı olduğunu düşünürler. Rubert Brook bütün tedavilere karşı kurtarılamaz. Hamilton bu habere çok üzülür. Rubet'i Skyros adasının enyüksek tepesindeki zeytin ağacının altına gömerler.
Kara çıkarması başlayacaktır. Kimi erler İncil okur, kimi erler mektup yazar. Charles "Gönüllü Gitme!" diyen babasına geleceğini güven altına almak istediğini söyler. Fakat onu buraya macera tutkusu sürüklermiştir. Askerler suya indirlen filikalara binmeye başlarlar. İçlerinden biri papazdır, onlara moral vermeye çalışır. "Barbar, dinsiz Türkler'den dünyanın incisi İstanbul'u alacağız ve hıristiyan kardeşlerimizi kurtaracağız" der.
Gemiler iki sıra halinde hareket ederler. Kumkale'ye doğru havalanan uçak güneye kayınca, gemilerdeki yüzlerce top alevli dumanla fışkırarak gürlemeye başlar. Türklerde karşı ateş açarlar. İçi asker dolu tekneler karaya yaklaşırlar.
Sahilde boş yerde kıyametler kopar. Arıburnundan çıkarma başlamıştır. Esat Paşa bunalım içindedir. Eceabat'ta ihtiyatta ondokuzuncu tümenin kumandanı Yarbay Mustafa Kemal'e, İkinci Tümenin Kumandanı Yarbay Hasan Askeri'ye diğer kumandanlara cepheye hareket etmek üzere hazır olmaları için emir verir.
Arıburnun'da sahili korumakla Binbaşı İsmet görevelendirilmiştir.
Müttefik kuvvetleri sahile yanaşır fakat plaja çıktıkları görülmez. Tıbbiyeli Molla Kazım'a fundalıkların sallandığına söyler. Biraz sonra önündeki fundalıkta miğfer görür. Sürünerek yanına gider. Onu etkisiz hale getirir. Tıbbiyeli Nazmi ve Medreseli Hasan'a onu derideki tabura teslim etmelerini ister.
Karaya çıkan Anzaklar süratle ilerlerler. Sağa sola toplar düşer. Türkler karşı koymakta zorluk çeker. Giresunlu Haşim ve Nazmi şehit olmuşlardır. Geri çekilme kararı alırlar.
Dörtbin kişilik birlik Arıburnundan karaya çıkar. Buna Hamilton ve De Robeck çok sevinirler. Şaşırtma hareketinin başarılı olduğunu Esat Paşa'nın gerçek taaruzun nereden yapılacağını kestiremediği fikrinden mutluluk duyarlar.
Esir teğmeni Esat Paşa'ya getirirler. Esirden aldıkları eşyaları ona verirler. Zarfın içinde aile resimleri "Bank of New South Wales" tarafından verilen Osmanlı topraklarında geçerli açık çek, İngiliz paraları, Gelibolu harıtası vardır. Harıtada saldıracakları yerleri işaretlemişlerdir. Sonra esiri görmeye gider. Onun korktuğunu görür. Nedenini sorar. Türklerin aldıkları esirleri öldürdüklerini söyler. O Avustralyalıdır. Planlarını sorar. Teğmen bilmediğini söyler. Esat Paşa ona çok iyi davranır. Zarfınıda vererek Eceabat'ta kurulacak esir kampına yollar.
Eski Kale'yi Seddülbahir Koyu'nu, vadileri, yamaçları, tararlar, bir belirti göremezler. Albion zırhlısı, çıkarma yapmaya başlar, fakat "camlı kalmadı" dedikleri yerlerden fırtına gibi tüfek mermileri yağmaya başlar. İdaresiz kalan zırhlı sahilden uzaklaşmaya başlar.
Hava Komoduru Samson aşağı baktığında denizin elli metre kadar açığının kıpkırmızı kesildiğini görür. Durumu Hamilton'a bildirir.
Eurgolus Zırhlısında bulunan General Hunter Weston durumu bilmediğinden kıyıya yanaşır. Onu uyarırlar, oda çıkarma yapmaktan vaz geçer. Hamilton manzarayı seyrederken çok duygulanır. Kendini gladyatörleri zevkle seyreden Roma'lı vahşiler gibi hisseder. Atışların yerini değiştirir.
Mahmut Sabri cephanelerini, yaralıların tedavi edileceği yerleri hazırlar. Sürekli yaralı gelir. Atılan toplarla hendekler içindeki bulunan askerlere mezar olur. Tekkeburnu ve Seddülbahir iskelesi sürekli topa tutulur. Mahmut Sabri buradan çıkarma yapılacağını anlar.
Müttefik donanması, Kumkale'den itibaren Anadolu Yakasında'ki Orhaniye'yi, Yenişehir'i arkalarındaki ovayı uzun süre dövdükten sonra ateşi hafifletir. Bir uçak havalanırTürkler onu düşürür.
Yaya birlikleri düzenli aralıklarla sahile doğru sürünerek ilerler. Mıstık "Rabbim bunları sen koru!" diye bağırır. Birinci avcı hattı "Allah! Allah!" sesleriyle saldırıya geçerler.
Asıl kanlı boğuşma Seddül bahir bölgesindedir.
Hamilton ve De Robeck ve kurmay heyeti az askere ve ilkel silahlara rağmen Türklerin bu direnme gücünü nereden aldıklarını anlayamazlar.
Seddülbahir Koyu'nun iki kilometre kuzeyinde Teğmen Abdurahim savunmasını sık sık durumu bildirir."Düşman bir alay kuvvetinde; takımımıza taarruza geçti; savunmaya devam ediyoruz" Bu onların son sözü son sözü, son çığlığı olur.
Binbaşı Mahmut Sabri Dokuzuncu Bölüğün Kumandanı Yüzbaşı Secaaddin'e taarruza geçmesini emreder. Fakat vurulunca yerine üsteğmen Tarık geçer. Onu sargı yerine götürürler.
Ezineli Yahya Çavuş'a sahile yaklaşan filikalara sürekli ateş ederler. Sahile çarpan dalgaların kan rengi koyulaşır.
Karaya çıkamayacağını anlayan Müttefik komutanları, harekatı durdurup, bombardımanı başlatırlar.
Tekkekoyu'ndan ilerleyen müttefikler sürekli ilerlerler. Cephanesi az sayıdaki Türkler savunmaya çalışır. Tekirdağlı Hakkı ilk esirini alır ve Mahmud Sabri'ye gönderir.
Tekirdağlı Hakkı ve Yahya Çavuş şarapnellerden lime lime olan Bigalı Hasan'ın bacaklarını kesip, tütün ve toprak sardılar.
Türk birlikleri heryerde erimelerine rağmen, bölgelerini adım adım savunuyorlar, müttefikler büyük kayıplar verirler. Ama filikaları, istimbotları devamlı asker taşır.
Seddülbahir'in eski kalesini gönüllüler savunur. Teğmen Halit'in komutanlığında savunma yaparlar. Son güçlerine kadar çarpışıp, sonunda Seddülbahir Köyü'ne doğru çekilirler.
Müttefiklerin asıl hedefi Kördere'ye düşen mermilerin asıl hedefleri Türkler'in Suyatağı'ndaki iki dağ bataryasıdır.
Suyatağı'ndaki Türklerin Dağ Bataryası'ndan kumsaldaki müttefikleri sürekli tarar. Genel Birdwood Türklerin biraz daha bindirirlerse bozguna uğrayıp, denize döküleceklerini düşünür. Çekilmekten başka çare yoktu.
Tekkekoyu'a çıkarmalar devam eder. Aytepe'ye gelirlerse Seddülbahir'i savunan Türk kuvvetlerini arkadan çevirebilirlerdi.
Türkler'de bunu bilir; Mahmut Sabri Ertuğrul koyunu savunan Onbirinci Bölük Kumandanı Yüzbaşı Saim'e Aytepe'ye birlik göndermesini ister. Aytepe Oğuz Amca'nın önderliğinde savaşı sürdürür. Oraya yardım yapılarak, kaderine bırakılır.
Seddürbahir'de Yusuf, Hasan Şakir, Teğmen Halit savunma yapmak için bekler.
Anzak kolordu komutanı General Birdwood Hamilton ve diğer generallere dayanacak güçlerinin kalmadığını bildirir. Bu sıra bir müttefik deniz altı Marmara'ya girdiği için dayanmalarını emrederler.
Oğuz Amca azalan askeriyle çekilmek zorunda kalır. Müttefikler Aytepe'yi ele geçirdiklerinin işaretini verirler.
Yahya Çavuş emrindekileri Harapkale'ye çekilmelerini emreder.
Hamilton Queen Elizabeth de bombardımana başlar. Sarıbayır'da Türk toplarını yerlebir ederler. Anzaklar rahat bir nefes alır. General Birdwood Hamilton'a teşekkür mesajı çeker.
Seddülbahir'i Müttefikler işgal etmiştir. Yusuf, Hasan Şakir ve bir avuç asker son ana kadar savunmaya çalışır.
Binbaşı Mahmud Sabri'nin en büyük korkusu Aytepe'yi ele geçiren düşmanın Alçıtepe'ye doğru ilerlemesidir.
Sargı yerinde doktor Mehmet Selim'in her yanı kan içindedir. Yaralılar arasında koşuşturur. Mahmut Sabri yürüyebilen askerlerle geri çekilme kararı alır. Yaralıları bırakmak istemez. Yüreği yanarak onları bırakır. Düşmana karşı koymak için bir avuç adamıyla siperlerde, dere yatağında savaşırlar. Gece karanlığında rüzgar ve yoğun yağmur altında karşı koyarlar. Binbaşı Halit'in yanına doğru çekilirler.
Seddülbahir Köyü'nü Türklerden temizlediklerini öğrenen Hmilton Queen Elizabeth Zırhlısı ile kuzeye yönelir.
Arıburnundan çıkarma yaparlar fakat Türk birlikleri onları geri döndürür. Yavuz zırhlısı Çanakkale'ye doğru hareket eder. Türkler Anadolu Yakası'ndan sürekli gemi taşıtları ile asker sevkeder.
Bomnardıman sırasında yardıma koşan türk birlikleri ağer kayıplar verir. Üsküdar Gemisi içindeki Türk ve esir yaralılarla sulara gömülür. Türklerin beli kırılacağı ümidiyle daha fazla bombardımana başlarlar.
Mahmut Sabri Şarpnel sağanakları ve makineli tarrakaları altında Alay'ın öncülerini batıya kaydırmaya çalışır. Ama aklı bıraktığı yaralıları kurtarmaktır. Binbaşı Mahmut Sabri sabaha karşı dörtte saldırı emri verir. Teğmen Halit'le Müttefikleri iki ateş arasına alırlar. Sargı yerine yaklaşırlar. Mahmut Sabri intihar takımının içindedir.
Çalıların arasından, taşların arkasından makineliler biçiyor, bombalar patlar, göğe yükselen aydınlatma mermileri yer yer süngüleşen, birbirini boğazlayan askerleri ortaya çıkarır. Bu hengamede intihar takımı silindir gibi hedefine yürür.
Sargı yerine gelince bütün yaralıların kurşunlandığını, topa tutulduğunu görür. Bu siperleri tam güven altına alınca intikam hücumuna kalkacaktır.
Hamilton gözlerine inanamaz, birlikleri Türklerin önünde çil yavrusu gibi dağılıp, kaçar. Komutanlar çekilme emri vermiştir. Filikalarla gemilere kaçmaya çalışırlar. Bayırlarda aşağı akanları durduramazlar. Hamilton kaçanları öfke ile seyreder. Hiç bir şey yapamamanın sıkıntısını yaşar.
Saffire zırhlısı komutanı bombardımanla Türklerin önünü kesmeye çalışır.
Hamilton Queen E.'e Alçıtepe civarını ve güneyini bombalamaya başlar.
Yarbay Kadri, Mamut Sabrinin gazasını kutlar. Mahmut Sabri gece geri çekilmeyi önerir.
Hamilton bir Türk askerinin sırtında taşıdığı birini kend hatlarına taşıyıp attığını görür merak eder. Bu yaralanan müttefik subayını götürüp siperlerine atan Oğuz amcadır. Teğmen Halit şehit olmuştur.
Donanma bombardımanı başlamıştır. Çanakkale önündeki Barbaros, Turgut Reis, savaş gemileri aşırtma ateşiyle Arıburnundaki Türk askerlerine destek vermeye çalışır.
Elliyedinci Alay'ın Kumandanı Yarbay Hüseyin Avni elinde kılıç, kurşun yağmuru altında oradan araya koşar. Kocaçimen ve Conkbayırı'nı kurtaran erler ve subaylar korkusuzca Anzak'ların üzerine atılırlar. Hüseyin Avni vurulur, fakat hücüm emri vemeye devam eder. Yerine Binbaşı Yusuf Ziya gelir. Oda vurulunca Alay imamı Hasan Fehmi Efendi "Allah ve Peygamber aşkı için vurun!" emriyle büyük bir boğuşmaya girilir.
Karanlık çökünce sessizlik olur. Üçüncü Tümen Komutanı Kurmay Başkanı Kadri, Teğmen Hüsameddin'i arayarak alay kumandanı Yarbay Nureddin Bey'i bulmasını ister. Yarbay Nurettin gece baskını için onlara yol, iz bulmakta yardımcı olmasını ister.
Sessizce sahile doğru yol alırlar. Sahile topları kurarlar. Topları ateşleyip, çalılıklar arasına saklarlar. Projektörlerden saklanırlar. Teğmen Hüsameddin ve Tavaslı Halil gözetleme evine geri dönerler.
Müttefikler Seddülbahir'den, Gökçeada, Bozcaada'dan topluca ateş ederler. Sabah olunca ateş kesilir.
Akşam üzeri halk sığınaklara gönderilir. Biraz sonra Çanakkle bombalanmaya başlar.
Birinci Kirte Savaşı adı verilen çarpışma başlamıştır.
Batı taraftan hücum başlar. Binbaşı Halit ve diğer kumandanlar büyük gayretle savaşır. Bu bölgeye Mahmud Sabri takımı yardıma gelir. Türklerin karşı taarruzları onları geri çekilmeye zorlar.
Esat Paşa ve Albay Halil Sami Ondokuzuncu Piyade Alayını bekler. Şarapneller onların ilerlemesini durdurur.
Binbaşı Mahmut Sabri çöküntü beklenen yerleri takviye etmeye çalışır. Fransızlar dalga dalga gelir. Ön siperleri ele geçirir.
Esat Paşa Anadolu Yakasındaki topları kullanmaktan başka çaresi olmadığını görür. Agamemnon o tepeciği yerle bir etmek için ateşe tutarlar.
Kader günüdür. Çanakkale 'den kalkan iki savaş uçağı Fransızları bombalamaya başlar.
Oğuz Amca düşmanın çok yaklaştığını anlar. Ondokuzuncu Piyade Alayı'ndan gelenleri Mahmud Sabri gerekli siperlere dağıtır.
Fransız ve Senegalli askerlerin taktiklerine rağmen Türkler peşlerini bırakmaz.Kan gövdeyi götürür.
İngilizlerin geri çekilmesiyle donanma topları araya girer ve Türk birliklerinin takip etmelerini önler. Müttefikler askerleri kandırmak için uçaktan kağıtlar atarlar.
Hamilton Zırhlıda sessiz sakin gezinirken top gürültüleri duyar, heyecanlanır. Sonra karşı top sesleri gelir. Top sesleri durunca "Allah!Allah! ve "Hurra!Hurra!" sesleri çok yakından gelir. Hiç bir yerden haber alamaz. Fransız ve Hint birlikleri bozguna uğramıştır. Sabah olunca Hamilton savaş yerini gezer. O güzel yeşilliklerin ölen askerlerle dolu olduğunu görür. Gemiye döner. Yüzbaşı John Weistock bir baraka yaptırıp Türk esirlerini içine doldurup yakar.
Hamilton halifenin canı alınıncaya, kanı kaba akıtılıncaya kadar savaşacaktır.
Çatışma durunca siperlerde askerler dinlenir. Oğuz amca, Yusuf, Hasan Şakir evlerini düşünürler.
Taarruz, hem donanmanın ateşinden korunmak, hemde düşmanı gafil avlamak için baskın şeklinde yapılacaktır.
Güneş doğarken yedi kruvazör Boğazdan içeriye girer. Diğerleri yarımadayı Güneyden ve batıdan kuşatırlar.
Siperler doldukça, toprağın altında kalanları kazma ve kürekle kurtarmaya çalışırlar.
Senegalliler baltalarıyla saldırır. Siperlerde ki Türklerin karşı koymasıyla geri kaçarlar.
Akşam karanlığıyla beraber İntepe'den topçular ateşe başlar. İki tarafın kayıpları ağırdır.
Esat Paşa Dokuzuncu Tümen Kumandanı Albay Remzi, Onbeşinci Tümen Kumandanı Albay Mehmed Şükra ile toplantı yapar. Sabaha karşı saat ikide saldırıyı kararlaştırırlar. Albay Remzi sol taraftan, Albay Mehmed Şükrü sağ taraftan saldıracaktır.
Hamilton hatıra defterine Türklerin mükemmel savaştıklarını yazar. Buna rağmen en kısa zamanda Alçıtepe'yi ele geçirmeleri gerektiğini düşünür. Saldırı için her türlü tedbiri alır.
Sabahın ilk saatlerinde kara ve deniz topçuları Türk siperlerini dövmeye başlar. İngilizler soldan, Fransızlar sağ tarafından Alçıtepe Köyü yolunun iki tarafından Türk mevzilerine girip ilerlerler.
Yoldaki yardım birliklerinide ateşe tutmuşlardır. Gelenlerin bazılarını Yahya Çavuş ve Oğuz Amcanın yardımına gönderirler. Yusuf ve Hasan Şakir Oğuz Amcadan ses alamazlar. Bir müddet sonra onu bulurlar. Diper lerden "Su!Su!" iniltileri yürek parçalar. Fakat yoğun ateş altında kimse yerinden kımıldayamaz.
Sabah müttefikler top atışlarına başlarlar. Türkleri durdururlar. Türk ordusuna daha fazla donanma zarar verir.
Esat Paşa bu Goliath ve Cornwallis Zırhlılarının nasıl kurtulacağını düşünür. Muavenet-i Miliye gemisinin kumandanı Yüzbaşı Ahmet Saffet ile bunu konuşur.
Yüzbaşı Ahmet Saffet bu işi nasıl başaracağını düşünür. Olay rüyalarına girer.
Hazırlığı tamamlayan Yüzbaşı Ahmet Saffet bir akşam sisin bastırmasıyla yola çıkar. Büyük gayretle mayınlı bölgeden çıkarlar. Gecenin karanlığında Goliath zırhlısına iyice yaklaşırlar ve onu batırırlar. Sonra yine geldikleri gibi sessizce ve büyük heyecanla geri dönerler.
Goliath'ın battığını Hamilton'a haber verirler. "Düşman madalyayı haketti! Kahrolsunlar." der.
Enver Paşa, Ordu Kumandanı Liman Von Sanders, kolordu, tümen kumandanları akşam Esat Paşanın karargahında toplanırlar.Arıburnu Cephesinde hücum kararı alınır. Yarma harekatını Yarbay Hasan Askeri'nin kumandasındaki İkinci Tümen yapacaktır. Taaruzun başarısı düşmanın baskına uğratılmasına bağlıdır.
Müttefikler Arıburnu'nda Türklerin olağanüstü hazırlıkları olduğunu tespit ederler. Türklerin cüretinden korkan Başkomutan Hamilton cepheyi kuvvetlendirir.
Binbaşı Kasım hücüm emrini verir. Hücum bütün Arıburnu Cephesinde başlar. Subaylar önde askerler arkada süngüleri takılı tüfeklerle sırttan aşağı dalgalar halinde akmaya başlarlar. Anzaklar ateşe başlar. İleri atılanlar yerlere serilir. Durmadan yenileri saldırır. Cesetler yığılır, hertaraf kanseli olur. Donanma akını durdurmak için obüzlerin yanısıra yoğun şekilde şarapnel yağdırır.
Tepdeki siperden hücumu yöneten Tümen Kumandanı Yarbay Hasan Askeri "Artık bu bir cinayettir, hücumu durdurmalıyız!" der. Durumu Esat Paşaya billdirirler. Hücum durdurulur. Ateş kesilir. Esat Paşa'nın Kızılhaçın aracılığını yaptığı ölü ve yaralıları toplama teklifini General Birdwood reddeder. Çünkü yaralıların çoğu Türk'tür.
Molla Kazım Pötürgeli Bilal ve Musa'nın şehit olduğunu sanır. Fakat biraz sonra yanına gelince sevinçten ne yapacağını bilemez.
Güneşin sıcağı artar. Bu yüzden ölüler ve yaralılar dayanılmaz şakilde kokar. Müttefik tarafından Kızılhaç bayrağı ile ölü ve yaralıları toplama teklifi geir. Türk tarafıda kabul eder.
Yaralı ve cesetler toplanırken bir silah patlar. Toplayanlar kendilerini yere atarlar.
Ertesi gün, Kızılhaç bayrağını taşıyan Binbaşı Majör, Kızılay bayrağı taşıyan Teğmen Ali'ye Esat Paşa'ya götürülmek üzere bir mektup verir. General Birdwood tekrar anlaşma teklif eder.
Hamilton'un Mondros'taki karargahında tugay, tümen, kolordu komutanlarıyla yaptığı toplantının amacı, cepheye intikal eden ve etmekte olan yeni kuvvetleri en iyi şekilde değerlendirmektir.
Tabur komutanı Binbaşı Şevki gece yarısına doğru Teğmen Hüsameddin'e gönderdiği yazılı emirde düşman askerlerinin İntepe mıntıkasında araştırma yaptıklarını onların ya öldürülmasi, yada esir alınması emrini verir.
Yahya çavuş o büyük saldırıda şehit düşer.
Dere kenarında pusuya yatan Teğmen Hüsamettin'in ekibi karaya çıkanları öldürür, kiminide esir alır.
Hamilton Seddülbahir açıklarındaki hastane gemisinde yatan kolu kopan General Gouroud'u ziyaret eder. Kendini şuçlu hisseder.
İki tarafında gücü azalmış, elde kalan askerler yorulmuştur. Dinlenmeye, güç toplamaya ihtiyaç duyarlar.
Birinci taburun kumandanı Binbaşı Lütfi, müttefikler cepheye demir ve çimento yığarlar. Bu durumu yarbay Kadriye bildirir. Bu malzemleri şaşırtma hücumuyla ele geçirmeyi önerir. Yarbay Kadri kabul eder.
Kınalı Murad'a mektup gelir. Fakat osırada şehit olmuştur. Bu haberi ailesine nasıl söyleyeceklerini düşünürler. Ailesi mektupta Murad'ın saçlarına neden kına yaktıklarını açıklarlar. Annesi "Murad'ım; sen bizim İsmail'imizsin. Seni biz Allah yoluna kurban gönderdik. Nasıl ki kurbanlık koçlar kınalanıyorsa, ben de saçlarına kına yaktım." der.
Binbaşı Lütfi'nin planına göre hareket edip, demir ve çimentoları ele geçirirler.
Hamilton Londra'dan yani kuvvetler ister. Bu kadar uğraşa rağmen avuç içi kadar iki toprak parçası elde ettikleri için yardımı durdurmak isterler. Fakat cephenin önemini düşünerek sevkiyata karar verirler.
Müttefikler sadece bombalar, birlikleri hücum etmez. Bombardıman durunca, adalardan kalkan uçaklar bomba atarlar. Oğuz Amca tüfegine sarılmış Hasan Şakir'e bakıp, oğlu Mustafa'yı hatırlar.
Bombardımanın ardından korkunç bir saldırı başlayacağını anlayan Esat Paşa ve kurmay heyeti Anadolu Yakası'ndaki kuvvetlerin bir kısmını Rumeli'ye geçirmeye karar verirler.
Üçüncü Tümen ve Teğmen Hüsameddin Gelibolu'ya geçme emri alırlar.
Günlerce süren bombardımanla siperler, hendekler, tel örgüler birbirine karışmış, telefon telleri kopmuş, irtibatları kesilmiştir.
Tan yerinde Fransızlar, İngilizler saldırır. Türkler zor durumda kalır. Gelen takviyelerle karşılıklı iki cephe aynı seviyeye gelir.
Hasan Şakir şehit olur. Tutunamayacağını anlayan Fransızlar çekilir. Gece sessizlik hakim olur.
Oğuz Amca ve Yusuf ağlayarak Hasan Şakir'i gömerler. Yusuf, Hasan Şakir'in şehit olmadan önce dedesine yazdığı mektubu okur ve gönderir.
Savaş sanki cehennemi Çanakkale'ye taşımıştır. Hergün bombardımana maruz kalan askerler şimdi sıcakta boğuşurlar. Mıstık askerlere su taşır.
Müderris Rasih Efendi torununun şehitlik haberini alır. Çok üzülür. Kendini toparlayamaz.
Seddülbahir Cephesi'nden Albay Halil Sami geriye alınır. Yerine Albay Refet'in kumandasındaki onbirinci tümene verilir.
Onbirinci tümenin gayretlerinin düşmanları durduramayacağı anlaşılınca ihtiyata alınan Dokuzuncu Tümen tekrar savaşa sürülür.
Savaş hergün biraz daha kızışarak devam eder. Albay Halil Sami askere moral vermek için siperleri dolaşırken bir askerin siperden fırladığını, sonra geri döndüğünü görür. Yanına gidip, ne yaptığını sorar. Adı Yanyalı Hulusi'dir. Hulusi"Tahminen atmak bombayı yazık etmektir. Attığım yeri görmek için dışarı çıkıyor, tekrar sipere dönüyorum." der. Albay Halil Sami bu erin mükafatlandırılmasını ister.
Yanyalı Hulusi'ye sabah teftişinde maddi ve manevi taltif emri gelir. Fakat iki saat önce Yanyalı Hulusi şehit olmuştur.
Müttefikler adalardaki bütün ihtiyat kuvvetlerini Seddülbahir'e getirirler. Türkler de değişik yerlerdeki birliklerini buraya kaydırmıştır.
Doktor Mehmet Selim siperlerde sürekli yaralı tedavi eder. Siperden dışarı bakınca süngü süngüye, boğaz boğaza kan revan içinde savaşanları görür. Yaralıların inleyişleri yürek dayanmayacak cinsten olmasına rağmen, vahşet sahnesinden kendini güçlükle koparır. Yaraları temizlemeye koyulur.
Hamilton Türk cephesinin dağılmak üzere olduğunu tahmin eder. İngiliz, Fransız ve sömürge askerlerinin en iyilerini ön taraflara yerleştirir. Sağ ve sol tarafta şiddetli savaşlar olur. Türklerin Alçıtepe'de sarsıldığını düşünür. Gemilerden bombardıman devam eder. Ateş durup dumanlar çekilince henüz kimsenin sahip olamadığı topraklar insan cesetleriyle doludur. Gelen raporlara göre kayıplar korkunçtur. Hamilton canevinden vurulur. Kendini oyalamak için hatıra defterini yazar."...Cahil olan Türk askerleri kendilerine verilen görevleri yerne getirmek hususunda pek mert hareket ediyorlar...Gerçekten ben hayatımda bu derece cesur asker görmedim. Bazıları ideal vasıftalar. Hücuma kalkıp, ilerlemeye başladık mı üzerlerine yağdırdığımız mermi sağanağına aldırmadan soğukkanlılıkla ayağa kalkıyor, siperlerden fırlıyor ve ateş etmeye, el bombası atmaya başlıyorlar..." diye yazmaya devam eder.
Günlerce davam eden, insan taakatini aşan kanlı çarpışmalar sona erdiğinde Seddülbahir Cephesi'nde iki tarafın kıpırdayacak gücü kalmamıştır.
Düşman siperlerinden flamaya benzer sırıklardan bir tane ele geçirirler. Bunun gözetleme çubuğu olduğunu anlarlar. Esat Paşa gözünü merceğine dayayıp karşısındaki yerleri görür. Kurmay başkanı Fahrettin Bey'e "-İşte teknik; bu aletler elimizde bulunsaydı; belki yüzlerce vatan evladını düşman mermilerinden kurtarırdık." der. İstanbul'dan elli tane yaptırılıp yollanır.
Müttefiklerden alınan demir ve çimentonun çoğu Alçıtepe'nin önünde inşa edilen çift katlı siperlerde kullanılır. Müttefiklerin büyük hücumlar gerçekleştireceklerine dair haber almışlardır.Limni ve Bozcaada'ya getirdikleri birlikleri Arıburnu ve Seddülbahir'e çıkarırlar. Gazeteciler Hamilton'la röportaj yaparlar. Gazetecilerden biri Türk siperlerine bildiri atılsa adam başına on şiling verilerek af edileceği yazılsa der. Hamilton dünyada Osmanlı Türkü'ndan başka dini uğruna canını fedaya tartışmasız hazır bir millet yoktur. Asker başına elli İngiliz lirası teklif etsek yinede yüzümüze çarparlar rezil oluruz, der.
Müttefikler Türkleri hertaraftan sarıp yok etmeyi düşünürler süngü süngüye, boğaz boğaza müthiş bir çarpışma olur. Fakat bir sonuç alamazlar.
Hamilton teftiş etmek için sahile çıkar. Gördüğü manzara içler acısıdır. Birde dizanteri salgını başlamıştır. Bir botla gemiye dönmek ister. Bu sırada Türk top bataryası Savage Muhribi'ne mermi yapdırmaya başlar. Gemi sahilden uzaklarşır. Hamilton botla denizin ortasında kalır. Uzun uğraşlardan sonra muhribe ulaşır.
Bekledikleri kuvvetler Lawland Tümeni cepheye gelince büyükbir şevkle saldırırlar. Türklerde taze kuvvetlere ihtiyaç duyarlar.
Tabur komutanı Binbaşı Abdülkadir de gece gündüz elbise ve postallarla yatıp kalkar. Topçu ateşiyle uyanır. Yarımada'yı kuşatan zırhlılar, kruvazörlerin topları ateş püskürür. Yarbay Rıza siperleri durumunu sorar.
Savaş yine bütün hızıyla devam eder. Ateş kesildiği zaman Türkler ve müttefikler arka taraflara dört köşe büyük çukurlar eşerler. İki taraf cesetler birbirine karıştığı için kendi ve düşman ölülerini beraber gömerler.
Yaz zorlu geçer. Mıstık askerlere su taşır. Bir mermi patlamasıyla eşek kaçmaya başlar. Mıstık peşinde koşuştururken düşmanlar onu yakalar. Yüzbaşıya götürürler. Mıstık suyu hediye getirdiğini söyler. Onun saf haline inanırlar ve ve kendine birkaç kilo çikolata, şeker doldurup verirler.
Başkomutan Hamilton Seddülbahir cephesinde ölümcül darbe vurmanın zamanı geldiğine inanır. Ön taraflara iyi satır atan Senegalliler yarleştirilir. Bir Senegalli'nin kandırmaca olarak koyduğu kabalığına satır atmaysıyla hücum başlar.
Bir anda kan gölüne dönen siperlerde satır ve bıçak savaşı sürer, karşısındakini deviren yeni avını arar. Bu arada Mahmud Sabri sol kolundan vurulur ama savaşa devam eder. Bayılacak hale gelince sargı yerine gitmeyi kabul eder. Yerine bıraktığı Yüzbaşı Serdar'a ne olursa olsun yerlerini bırakmamalarını emreder.
Mahmut Sabri'nin şakağındaki mermiyi çıkarırlar.
Oğuz amca ve Yusuf çatışma durunca izin alıp Mustafa'yı aramaya giderler. Fakat bulamadan geri dönerler.
Köyde Oğuz amcanın karısı bayramı yalnız geçirirler.
Arıburnu ve Kabatepe arasındaki Triumpf Zırhlısı da müttefik kara topraklarına destek verir. Siperden denize bakan Kandıra'lı Sadri başının döndüğünü hisseder. Fakat başı değil karşısındaki zırhlı döner. Koskoca Triumpf Zırhlısı yana yatar. Haber yayılır. Sonunda zırhlı batar.
Ertesi sabah Yusuf siperden Seddülbahir'in kuzeyinde, Boğaz'ın içinde demirlenmiş Majeste Zırhlısını görür. Zırhlı birdenbire alabora olur. Kaynaşan sularda kaybolur. Bunun oluşumu ile birçok fikirler öne sürerler.
Yusuf ile Oğuz amca, Teğmen Hamdi ve Teğmen Hüsameddin'in konuşmalarını duyarlar. Binbaşı Mahmud Sabri'yi ziyarete gitmişlerdir. Orada konuşulanları anlatırlar."Amiral De Robeck, bütün zırhlıları, kruvazörleri odalardaki üslerine çekmiş. Kumandanlar, artık barış şartlarındaki poligon atışları gibi, atış yapamayacaklarından neşeyle sözediyorlar. Triumpf ve Majeste'yi batıran Alman Binbaşı Otto Hersing'in kumandasındaki U21 denizaltısı Boğazdan girer. Çanakkale'ye çıkar. Halk büyük bir coşkunlukla karşılamış."
Mıstık su taşırken iki İngiliz askerini baygın halde bulur. Onlara su içirir ve sipere götürüp teslim eder.
Seddülbahir Cephesinde kan gövdeyi götürürken, kuzeydaki Arıburnu'nda neredeyse barış havası esmektedir.
Türk ve Anzak askerleri burun buruna mevzilere gömülmüşlerdir. İki tarafında yeni bir hücuma gücü kalmamıştır. Birbirlerine alışırlar. Selamlaşmalar, konuşmalar yaparlar. Yiyecek paketleri atarlar.
Anzaklar sahilde o kadar rahattırlar ki komutanın gelmesini bile umursamazlar. Denize girerler çıplak dolaşırlar, iskambil oynarlar, balık tutar, yemek yaparlar.
Anzak askerleri bıkarlar, Neden gönüllü geldiklerini düşünürler. Charles arkadaşlarına "Savaşıp başkasının elinden neyi var neyi yok almaya kafa yorduğumuz kadar ilime önem versek harhalde insanlık olarak daha kolay refaha kavuşuruz." der.
Molla Kazım Ağıldere'de ki hastanede yatan Pütürgeli Musa ile Arapkirli Davut'u ziyarete gitmek için izin alır. Hastanedeki acıları görür çok üzülür. Herhangi bir tepkide bulunmayan Davut'un çukurlara kaçmış siyah gözleri, kaşlarının altından dimdik, biraz vahşice bakar. Doktor"Duymaz ve tanımaz; Hafızasını kaybetmiş" der. İki somya ileride Pütürgeli Musa karyolaya bağlı yatmaktadır. Doktora durumunu sorar. Doktor"Onu uyku ve serum hayatta tutuyor.Ne bir şey yedirmek, ne de bir şey anlatmak mümkün. Şiddetli sarsıntıdan çıldırmış sağırlaşmış. Bunlardan farklı olarakuynadığı zaman "Molla Kazım! Molla Kazım!" diye bağırıyor. İkisinide İstanbul'a göndereceğiz." der. Molla Kazım hıçkırıklarla geri döner.
Albay Rüştü'nün kumandasındaki Onaltıncı Tümen'in savunduğu Kanlısırt'a Anzaklar taarruza geçmek için iyi hazırlanmışlardır. Çok şiddetli çatışma başlar. Molla Kazım bombardımanda yıkılan ağacın açtığı çukurda kendine gelir. Uzun süre nerede bulunduğunu anlayamaz sonra Türk askerlerinin geldiğini anlar onlarla beraber savaşır.
Çok kanlı bir çarpışma sonucu Kanlısırt'ı ele geçirirler. Türk askerleri geri almak için hücüma devam eder.
Conkbayır ve Kocaçimen'i ele geçirmek isteyen General Godley bölgeyi iyi tanıyan iki Rum'u bu işte görevlendirir. Rumlar gizlice kimseye görünmeden bilgi edinip, geri dönerler.
Adalardan kalkan uçaklar Türk siperlerini kontrol eder ve gider. Müttefikler komutanlarla toplanıp hücüm planını yaparlar.
Gece karanlığında Kireçtepe'nin eteklerine yanaşırlar. Mangalar karaya çıkar. Ve tırmanmaya başlar.Karakol nöbetçileri ateşe başlayınca karakoldakiler ve diğer postalar oraya koşarlar. Müttefiklerin istedikleride budur. Az bir askerle burada bir kargaşa yaratmaktır. Diğer taraftan General Godley ikibin kişilik öncü birlikleri kuru dereye çıkarır, ilerlerler.
Binbaşı Hart'ın emrindeki birlik karanlıkta karakola doğru yaklaşır. Bu karakolu elegeçirirler yollarına devam ederler.
Kuzeydeki Suvla'da ise daha karaya ayak basar basmaz görünürler. Yedibin asker sahile çıkar. Yarbay Wilmer ön siperdeki mangalara ateş emri verir. Düşman toplarıyla ateş eder. Karşılıklı ateş başlar. Alaydan yardım isterler.
Seddülbahir'de, Kanlısırt'da şiddetli çarpışmalar sürer. Suvla ve Saroz'da çıkarma başlamıştır. Esat Paşa ve kurmay heyeti en uzun geceyi yaşarlar. Cephelerle devamlı irtibat halinde bulunurlar. Müttefiklerin asıl yarma hareketinin hagisini olduğunu anlamaya çalışırlar.
Az kişiyle pusu kurarlar. Müttefikler pusu çevresini sararken onlar gerideki pusuyu devreye sokarlar. Böylece yollarını şaşırırlar. Onlara önderlik eden iki Rum'da yolu şaşırır. Kumandanlarından azar işitirler.
Yarbay Wilmer Çikolata Tepesi'nde at nalı şeklinde siper hazırlar. Müttefikler bu siperler içinde karanlıkta birbirlerini yok ederler.
Hamilton cepheden haber alamaz çok sıkılır, merak eder. Bir albayı haber almak için Suvla'ya yollar.
Albay Aspinall bir balıkçı teknesiyle karaya çıkar. Herşey çok sakindir, donanma açıkta demirlenmiş birsürü filika hafif dalgalar arasında inip çıkar. Askerler denizde yüzer, gölgeliklerde oturur. Kimisi yemek pişirir. Ciddi bir taarruz yapılmadığını asker daracık bir alanda sıkışıp kaldığını anlar. Hemen Stopford'u görmek için koşar adımlarla yürür. Bir topçu yüzbaşısı daha ileri gitmemesini cephe hattının geçeceğini söyler.
Albay Aspinall, General Hammersley'in yanına gider. O çok rahattır "Henüz yeteri kadar asker ve top karaya çıkmadı. Ayrıca askerimiz yorgun da şu andaki hücum, felaketimize sebep olur. Belki yarın hücum ederiz." der. Sinirlenen Albay, General Stopford'u bulmaya gider. Oda diğer generalin söylediklerini söyler.
Beklemeye dayanamayan Hamilton karaya çıkar. Generale neden taarruz etmediği, belirlenen yeri almadığı için kızar. Derhal taarruz emri verir.
Yarbay Wilber hücum hazırlığında olduklarını anlar ve emrindeki subayları uyarır. Çikolata tepesi'ne hücum başlar. Yardımın ne zaman geleceğini bilmediği için ihtiyatlı davranır. Mestan Tepe'ye hücum edeceklerini düşünerek burada hazırlık yaptırır.
Esat Paşa kurmay heyetinin gelen raporlarda Arıburnu'nun biraz kuzeyindeki Kireçtepe yakınlarından ve Suvla'dan müttefiklerin baskın şeklinde çıkarma yapıp Türk birliklerini arkadan kuşatmaya çalıştıklarından şüphesi kalmaz. İki taraf arasında soluksoluğa, ölümle yarış başlar.
Albay Ahmet Feyzi kumandasındaki iki tümen yardım için yola çıkar. Anadolu Yakası'ndan da yardım yola çıkar. Mestantepe'da müttefik ateşleri iyice yoğunlaşır. Yarbay Wilmer düşmanın daha fazla ilerlemesine meydan vermemek için bir kısım askeri geri çeker. Hüsrev Çavuş ve dört eri geride bırakırlar. Bir müddet sonra onlar da şehit olur.
Albay Ahmet Feyzi Suvla'ya çıkarma yapan müttefikleri Teketepe'yi Anafartalar'ın yüksek kısımlarını ele geçirdiklerini düşünür. Yarbay Wilmer'e merakla bakar. Teketepe, Anafartalar'ın üst kısmının ne olduğunu sorar. O da ellerinde oluğunu sorar. Albay Ahmet Fevzi şaşırır.
Kurmay Başkanı Kazım Bey yeni birlikler gelene kadar oradaki askerlerle hemen hücum etmesini söyler. Albay Ahmet Feyzi bu durumu hoş karşılamaz. Mareşal ile görüşmesini ister. Bir müddet sonra telefonla şifre gelir.
"Grup kumandanlığına tayin edlien Albay Mustafa Kemal Bey'in vasıl olması ile emir ve kumandayı ona tevdi ile Istanbul'a hareketiniz rica olunur."
Albay Ahmet Feyzi bu duruma üzülür. Ve Anafartalar karargahına giderken, Arıburnu cephesinde ceset ceset üzerine düşer.
Mütefiklerden Binbaşı Brezier'in birlikleri hücum emriyle bayır yukarı çıkmaya başlarlar. Türklerin ateşiyle herseferinde yere serilirler. Binbaşı Glasgow'un komutasındakilerin başına da aynı şey gelir.
Savaşa hazırlık yapılırken bir asker eline mermi sıkar. Savaştan kaçmak için yaptığını anlarlar, kurşuna dizerler.
Yüzbaşı İbrahim'in kumandaasındaki Üçüncü Bölük, Hammersley'in kumandasındaki Otuzikinci Tugay'ın öncüleri büyük bir savaşa tutuşur.
Albay Mustafa Kemal ve Albay Kazım cepheleri dürbünle izlerler. İsmailoğlu Tepesi'ni elegeçiren Küçük Anafartalar Köyü'nün sırtlarına yayılır, hemen takviye yollarlar.
Esat Paşa atıyla cepheleri gezer. Albay Halit'in kumanda ettiği Yedinci Tümen ile General Mahon'un komutasındaki Onuncu Tümen'in boğuşmaları zorlu geçer. Albay Halit şehit olur.
Yüzbaşı İbrahim'in birlikleri topyekün hucüüm ederler. Akşam karanlığında kimse kimsetyi göremez, sesler kesilir. Yüzbaşı İbrahim, Ilgazlı Rıfkı, iki er sessizlik ve karanlıkta nerede olduklarını bilemezler. Biraz sonra iki müttefik birliğinin arasında olduklarını anlarlar, sessizce yukarı doğru tırmanmaya başlarlar.
Hamilton merkla haber bekler. Stopford'dan mesaj gelir. Askerlerin isteksiz olduğunu, zorda kalınca geri çekildiklerini bildirir.
Hamilton'da ona "Senden dert yanmanı değil, cepheyi yarmanı bekliyorum." der. General Birdwood'dan sevindirici haber alır. Cepheyi daha yakından görmek için Kabatepe kıyılarına yaklaşır, dürbünüyle izler. Besimtepe'yi elegeçirirler. Kocaçimen ve Conkbayırı avuçlarına düşmek üzeredir.
Yarbay Kısıklı'lı Nail, Yarbay Servet'in komutasında büyük bir savaş olur. Besimtepe'den düşmanı sürerler. Onlarda tekrar almak için saldırırlar. Gecenin siyah örtülerinin ardından iniltiler gelir. Yüzbaşı Le Morchand Pütürgeli Bilal'in süngüsüyle ölür.
Müttefikler Eceabat önlerindedir. Şiddetli bir topçu ateşiyle karşılaşırlar. Kendi donanmalarıdan atılıyor sanırlar. Flamalar sallarlar ama bombardıman durmaz. Bu arada Türkler hazırlanır, top atışları Türkler tarafındandır. İki tarafında taakati tükenmiştir. Fakat savaşın duracağı yoktur.
Esat Paşa ile ordunun kurmay başkanı Albay Kazım müttefiklerin planlarını anlamışlardır. Çok sıkıntılıdırlar. Ne yapacaklarını bilemezler düşmanın nereden; nasıl saldıracağı bilinmediğinden her kumandan sorumluluğunda olan bölgenin savunmasını sağlama almak için bütün birliklerini elinin altında tutmak ister. Esat Paşa kardeşi Vehip Paşa'dan yardım ister. Yardımı göndereceğini ve müttefiklerin Seddülbahir'den Arıburnu Cephesi'ne yardım kaydırmalarını önlemek amacıyla da hücum edecektir.
Herkes hücum için hazırlığını yapar. Yemekten sonra birbirleriyle helalleşirler. Tek tük ateş edilir. Teğmen Hüsameddin birliği ile görev yerindedir.
Tam saat dörtte bütün siperlerde "Hücum" diye bir fısıltı dolaşır. Askerler manga manga, takım takım biranda siperlerin çıkış yerlerinden fırlayıp, yere yatarlar. Müttefiklerin nöbettçi atışları başlamıştır. Askerler yer yer sıçramalar yaparak karşıdaki siperlere yaklaşırlar.
Makineli atışı başlar, onu susturmak isterler. Fakat isabet ettiremezler. Mıstık yavaşça sürünür, yaklaşınca birden fırlayıp makineli yuvasına atlar. Teğmen Hüsameddin hücum emriyle "Allah!Allah!" nidasıyla düşman siperlerine dalarlar. Müttefikler geri çekilir siperlerini sağlamlaştırır. Taarruz kesilir. Ömer Çavuş'un eli kopar. Mıstık şehit olur.
Askerlerin adım atacak halleri kalmamıştır. Yakında iki taraftan biri çökecektir. Çökenin karşısındaki olması için enerjilerini son damlasına kadar ortaya koyarlar.
Yoğun topçu ateşiyle Conkbayırı'nı cehenneme çevirirler. Seddülbahir Cephesi'ndan kaydırılan birlikler, Çamçakpınar sırtlarına taarruz ederler. Üç gün savaş devam eder. Her iki tarafın askerleri aç susuz durmadan çarpışır. dudaklar. Parçaparça, diller simsiyah olmuştur. Bir damla suyun hasretini duyarlar. Saka katırları yanlarından geçerken ıslak branda tulumlarını emerler.
Anzaklar elegeçirdikleri Conkbayırı ve Besimtepe'den geri atılırlar. Pütürgeli Bilal şehit olur. Molla Kazım onu gömer.
İngiliz tümeni gece gizlice gemilerle Suvla'ya çıkar. Mısır'dan gelen tümende Suvla'ya gönderilir. İsmailtepesi'ni alırsak yarma hareketi biraz kolaylaşabilir diye düşünürler.
ölümcül darbeyi vurmak için hücum fecirle başlar. Her zaman olduğu gibi önce müttefiklerin deniz ve kara topçusu Türk siperlerinin altını üstüne getirir.
Türklerin top mermileri azalmıştır. Ancak zaruret kesin hale gelince, ateş edebilirler. Topla bombardıman etmeleri, ard arda gelen hücumlara rağmen müttefikler geri çekilir. Müttefik generalleri Türklerin buı azmini tükenmez güçlerinin sebebini anlayamazlar.
Gelibolu Yakası'nda, tehlikeli bir sessizlik olmuştur. İki tarafta harıl harıl hazırlanır.
Oğuz Amca'nın harman yerindeki buğdayları yakarlar. Köyün büyükleri Ermeniler'den şüphelenirler.
Molla Kazım nöbetteyken saldırı başlar. Patlamalardan sonra saldırırlar. Fakat çok azı açtıkarı çukura ulaşır. Onları sorguya çekerler. Bir sonuç alamayınca Eceabat'taki esir kampına sevk ederler.
Yağmur yağdığı zaman iki tarafında durumu kötü olur. Ot yatakları ıslanır. Dışarıya adım attıklarında ya gölete ya da çamura saplanırlar tek tük ateş edilir ama hücum yoktur. Bu esnada İsmailoğlutepe'den çok yanık bir türkü başlar. Berrak duygulu yüreklere işleyen sihirli bir sestir. Gerek müttefik askerleri, gerek Türk askerleri büyülenmişçesine dinlerler.
Bu ses en çok Oğuz Amca'yı etkiler. Mustafa oluğunu anlar."Rabbim sana çok şükür. Sesini bana duyurdun; Yüzünüde gösterirsin. Ey Ulu Rabbim."der. Türkü bitince Türk ve müttefik siperlerinden yükselen alkış dakikalarca sürer.
Ömer hoca, Hatice ve Nadiye'ye erzak getirir.
İnsanda kıyamete kadar sürecekmiş hissi uyandıran yağmur, günlerce devam eder. Nöbetteki askerler donar. Hasta, yaralı, yiyecek, askeri malzeme sevkiyatı neredeyse durmuştur.
Müttefiklerin boğazı geçemeyeceklerini anlayan Bulgarlar, Almanya ile Osmanlı'nın yanında yer alınca Sırplar silinir. Berlin-İstanbul arasındaki demiryolunun güvenliğe kavuşması, malzeme akışının hızlanması müttefiklerin işlerini dahada güçleştirecektir.
İngiltere Yüksek Savunma Konseyi bu defteri münasip şekilde kapatmak ister. Fakat sonuçlarından ürker. Sadece Çarlık Rusya'sını sonu gelmekle kalmayacak, güneş batmayan imparatorluğun bünyesinde yaşayan yüzmilyonlarca müslümanı elde tutmak güçleşecektir. Hamilton'u görevden alıp, yerine Chale Monro'yu tayin ettiler ve ayrıntılı rapor isterler.
Batı kamuoyunda Çanakkale'nin geçilemeyeceğini anlamıştır. Müttefikler ''Hasta Adam ''ın önünde dize gelmiştir.
Bu şaşırtıcı beklenmedik olayın sebebini araştırmak için yüzlerce gazeteci İstanbul'dan sonrada Çanakkale'ye akın eder.
Çıplak ayaklarıyla karda oynayan çocukları nineleri çağırır;
-Gazanfer! Muzaffer! Mücahit! Gelin çorba yaptım.
Gazetecinin yüzü ciddileşir,arkalarından mırıldanır.
-Gazanfer! Muzaffer! Mücahit!...Ha!...En karanlık gününde çocuklarına bu adları takan millet, bir yerde toprağa gömülse bile, bir başka yerden fışkırır.
Gökçeada'ya gelenb başkomutan Monro ilk iş olarak Gelibolu Yarımadası'nın çevresini gezmeye karar verir. Akşam karargahta komutanlar toplanır. Birdwood'dan bilgi ister. O da her türlü fedakarlığı yaptıklarını fakat Türklerin inadını kıramadıklarını söyler."Onların bedenlerini yenebiliriz ama ruhlarını yenemeyiz. Zaferimiz, Türklerin fakirliğinin üzerine gitmekle mümkündür. Savaşı, top, tüfek, teçhizat bakımından yeterli olmayacakları geniş cephelere yayılmalıyız." der.
Monro cepheyi de gezdikten sonra karar verir. karargaha varır varmaz, raporunu yazacak, Gelibolu'nun boşaltılması gerektiğini bildirecektir.
Yüksek Savunma Konseyi durumu yerinde incelemek için Savunma Baknı Kara Mareşalı Lord Kitchener'i görevlendirir. O da gelir, komutanlarla toplantı yapar, cepheyi gezer. Raporu gönderir.
Müttefikler büyük bir gizlilikle çekilmeye başlarlar. Üst rütbeli komutanlardan başkaları bilmiyor, kuvvet kaydırdığı söylenir. Tahliye sadece geceleri yapılır.
Türkler çekildiklerini bilirler ama herhangi bir saldırıya karşı hazır beklerler. Siperlerde suyun içinde donmuş vaziyette beklerler.
Sabah top atışları yaparlar, Oğuz amca yaralanır. Yusuf şehit olur. Hastaneye gelince oğlu Mustafa'nın şarapnelle burnu, ağzı, çenesi, gitmiştir. Mustafa ailesinin hayali ile şehit olur.
Müderris Rasih Efendi gazetesini alır. Ağır ağır eve dönerken gazeteci çocuğun;
-Yazıyooor! Çanakkale zeferini yazıyooor! diye bağırdığını duyar. Bir gazete alır. Manşette "Zafer bizim" denir. Hemen altında büyük harflerle müttefiklerin Çanakkale'den çekildiklerinin haberini verir.
Tıp Fakültesine gelir. Her taraf ıssızdır. Sınıfa girer. Bakışlarını boş sıralarda gezdirir. Gencecik yüzleri hatırlamaya çalışır. Dışarıda kar yağar.
Aynı kar Çanakkale'de de yağar. O korkunç çarpışmaların sürdüğü tepeleri, vadileri örtmüş, yüzbinlerce mezarı, siperleri gözlerden silmiştir.

Hiç yorum yok: